A Head Full Of Dreams

Birkaç ay sonra, ilk defa yazmak isterken buldum kendimi. Belirli aralıklarda bir, kaybolmuş hissederim. Öyle bir dönemdeyim yine. Belki bilirsiniz, beni çok etkiler, mevsimler. Yaz mevsiminin de etkisi olabilir buna. Gerçekten hiç sevmem ve ruh halimi tamamıyla değiştirir. Ama bu sefer ondan bile değil gibi. Hayatla ilgili belki de en korktuğum şeyi yaşıyorum, hayallerimi unutmak. Ne istiyordum, neyi amaçlıyordum, nasıl hayaller kuruyordum ve ne bekliyordum? Unuttum. Yazık hissediyorum. Şu an hatırlamak için bana ilham veren şey, Coldplay’in “A Head Full Of Dreams” filmi. Coldplay, benim hayatımın çok büyük bir kısmında vardı ve artık sadece özüme dönmek istediğimde uğradığım bir eve dönüştü sanırım. İlk dinlediğimde, 8. sınıftaydım. Paradise klibini hipnoz olmuş gibi izlerdim. O yaşlarım, rock müzik kültürümün başladığı da ilk yaşlar. Sonra sırayla, farklı şarkılarını da keşfettiğim, üniversite yıllarımda ise hipnoz olmuş gibi başka bir şey dinleyemediğim bi sürecin sonunda; en büyük hayalim Coldplay konserine gitmek olarak güncellendi. 17 yaşımdan, 26 yaşıma kadar da öyleydi ve asıl problemli kısma geliyoruz; 27 yaşıma girdim.

Hayatım boyunca -en azından kendimin farkında olduğum süre boyunca- hayallerimi gerçekleştireceğimi zannettiğim yaşın 27 olduğunu düşündüm. 27 yaşımda, artık hedeflediğim her şeyi başarmış ve dünyayı geziyor olacaktım. Bu yaşıma geldiğimde ise, elimde avcumda sadece daha çok çalışmam gereken bir mesleğim var. Daha iyi olmam gereken. Yetersiz olduğum, yetersiz hissettiğim bir meslek. Gün sonunda, bir şekilde şu an para kazanmamı sağlıyor ama gelişim sağlamaya devam etmediğim noktada ne kadar devam edecek, hiçbir fikrim yok. Bunu kazanmak için de o kadar çabaladım ki, asıl olmak istediğim yeri ve hayallerimi unuttum.

Birkaç seanstır (hala terapiye devam ediyorum) terapiste kurduğum cümle şu: “Motive hissetmiyorum.”

Hayalini kurduğum şeylere yabancılaştım. Hayatı anlamlandırma biçimimde değişimler oldu. Gözüm o kadar yüksekteydi ki. Dünyayı gezmek, zengin olmak. Sonra bu kavramları irdeledim yaş geçtikçe. Zengin olmak ne demekti? Gerçek zenginlik neydi? Sağlığın ve sahip olduklarımın değerini anladığım zamanlar geçirdim. Sahip olduklarınıza sıkı sıkı tutunduğunuzda, gözünüz ileriyi görmüyor. Kafanızı kaldırıp gökyüzüne bakamıyorsunuz. Denizlerin, okyanusların ötesini göremiyorsunuz. Hayal kuramıyorsunuz. “Yeterli” olması size yetiyor. Sonunda, aynı geçen günlerin içinde takılıp, nasıl olduğunu anlamadığınız bir hızda yaş almaya başlıyorsunuz. Yaşlanıyorsunuz. Belki de, 27 olduğumda elimde olmayanların verdiği hüzün beni buna itmiştir.

Chris Martin’in filmdeki cümleleri beni dumura uğrattı aslında. Her cümlesinde, gelecekte olacakları yerden çok emin bir şekilde konuşuyor. Bon Jovi kadar ünlü olmadan önce bizi son dinleyişleriniz diyor, seyircilere. Belki de hayalleri gerçekleştirmenin asıl noktası bu, gerçek olmayacağı ihtimalinin mümkün olmadığına inanmak. Gerçekten inanmak.
Diğer bi nokta ise şu, gerçekten “istediğim bu değil” diyebilecek cesarette olmak. Akışa bırakmamak. Mükemmelliyetçi bir tavırla çalışmak. Mesela, Chris Martin daha grup oluşmadan önce bir liste yapıyor ve asıyor duvara. Listede şöyle maddeler var:

-Baterist bulunacak
.
.
.
-Bir şirketle anlaşma yapılacak

Başarılı bir band olmanın her koşulunu yazıyor listeye. Başardıkça da tik atıyor her birinin üzerine. Hedefler çok net. Yapılması gereken tek şey çalışmak. Üzerine düşünmeye gerek yok, harita belli.

Filmin bana çok ilham veren noktalarından biri ise, gruptaki bir kişi kötü olsa bile, bir şekilde onsuz bir grup olamayacağını öğrenmiş olmaları. Will bir baterist olarak yetersizdi ama Will olmadan Coldplay olmazdı. Bir ara Will’i çıkarmayı düşünmüşler, başkalarının da etkisiyle. Ama bu yanlıştan dönmeleri çok uzun zaman almamış. Başladıkları işi, yıllarca aynı insanlarla sürdürmüşler. İnanılmaz bi şans.

Filmin sonlarına yaklaşıyorum.

Chris’in cümleleri:
“40’ıma girmek üzereyim. 17 yaşındaki kendine bir mektup yazmalısın ve neyin doğru olduğunu söylemelisin, çünkü düşünmekten kafası patlar. İlk birkaç yılda başkalarından farklı olmak istersin. Ama son birkaç yılda yolculuğumuz bize şunu hatırlattı, hepimiz aynı topluluktayız. Uzayda aynı küçük gezegendeyiz. We’re one big band.”

Aslında hepimiz, aynı gezegende, aynı döngüleri yaşayan küçük canlılarız. Ve yine Chris’in filmin sonunda dediği gibi, pes etmez ve sevgiye inanırsanız, her şey mümkündür.

Umarım Coldplay konserine gidebilirim ve umarım onlar da bi gün İstanbul’a gelir.