Bugün, 5 Mart 2025. Bu tarih bile şaka gibi geliyor, 2025 ne, uzay çağı falan sanki? Bilmiyorum, zamanın nasıl geçtiğini gerçekten bilmiyorum ama yakalayamadığım kadar çok hızlı geçiyor. Zamanla birlikte bende de bir şeylerin geçtiğini hissediyorum.
Heyecanımı kaybettim. Tutkum yok hiçbir şeye karşı. Hayatımda belki de en çok hayal kurduğum dönem olan 18-19-20-21 yaşlarımı düşünüyorum. Ondan öncesi de sonrası da hiç sarmamıştı. O yaşlarımı da olabildiğince, dolu dolu yaşadım gerçekten. O zamanki ben o kadar çok hayal kurar, o kadar çok plan yapardı ki. Bir gün batımında esen rüzgarla bile içi umut dolardı. Sevdiği, tutkusu olarak sayabileceği şeyler vardı. Fotoğraf çekerdi, video çekerdi en kötü kamerasıyla. O zaman üniversitedeydim, pandemi sebebiyle eve döndükten sonra hiçbir şey aynı olmadı. Heyecansızlığımın sebebini sahip olamadıklarıma bağladım. Fotoğraf çekmek içimden gelmemeye başladı. Artık telefonumun kamerası fotoğraf çekmek için yeterli değil ve ben bu yüzden fotoğraf çekmek istemiyorum diye düşündüm. Öyle değildi. Ben tutkumu kaybetmiştim. Bunu iyi bir fotoğraf makinesi aldıktan sonra da fotoğraf çekemediğimde anladım.
Dünyayı gezmek isterdim, beni gördüğüm yeni yerler çok heyecanlandırırdı. Arkadaşlarımla olmak, birlikte yeni şeyler deneyimlemek inanılmaz bir haz verirdi. Şimdi genç yetişkin halimle, bir şeyler denesem de sanki o an orada olan ben değilmişim gibi hissettiriyor. Örneğin arkadaşlarımla kano yaptık, hem de yağmurlu bir günde, istanbul boğazında. Anlık da olsa beni mutlu eden tek şey o aktiviteydi son zamanlarda. O bile, şu an düşündüğümde yapan kişi ben değilmişim gibi geliyor. Anda kalamıyorum. Adrenalini hissetmiyorum. Roldeyim sanki, orada olan ben değilmişim gibi. Yaşıyorum ve bitiyor. Yaşayan ben değilmişim gibi. Küçükken hayalini kurduğum en büyük şeyler bile yapılabilir gelmeye başladığı için onu yapmaktaki tutkumu öldürüyor. Coldplay konserine gitmek düşüncesi bile; üniversitede mor ve ötesi konserine gittiğimiz için yurda geç kalıp çiğköftecide hızlıca karnımızı doyuruşumuz kadar heyecanlandırmıyor. Kendi kendime kaldığımda yaktığım bir tütsünün bile o yaşlarda bana verdiği hazzı size anlatamam. Peki… Ne oldu bana? Neyi ne zaman kaybettim?
Çok özlüyorum o ben’i.
Kalbimin yerini hatırlamak istiyorum sanırım. Aşık olmak istiyorum; belki birine, belki bir şeylere.
Coldplay’le ilgili beni heyecanlandıran şey de, Chris Martin’in yüzündeki o tutkuyu görmekti belki de. Tüm duyguların her şeyiyle bedenini sardığına şahit olmaktı.
Şu konserdeki performansına bir bakın. Artık, son konserlerinde, Chris’te bile bu heyecanı görmüyorum…