Kayıtsız

Kabus gibi geçen günlerin ardından döndüm bu dijital defterime. Hissettiğim tek şey karanlık. Umutsuzluk.

Bu hislere rağmen, çabalamaktan asla vazgeçmedim. Nereye yönlendireceğimi bilemediğim bir öfkem var. Maruz kalmak istemediğim her şeye maruz kaldım, izlemek istemediğim hemen hemen her şeyi izledim. Kendimi alıkoyamadım. Çünkü yanıbaşımızda gerçekleşen çok büyük bir acı varken kayıtsız kalamıyorum. Ne uyuyabildim, ne adam akıllı yemek yiyebildim. Çıkıp çok uzun sürelerce yürüdüm, öfkemi akıtacak bir yer aradım. Sosyal medyada kamuoyu oluşturulması noktasında elimden geleni yapıyorum, hatta hiçbir şey paylaşmayıp, storyleri günlük yaşamıyla ilgili olan bir kişiye de “keşke bir destek story’si atsaydın” diye mesaj attım. Görüldü yedim.

Terapiyi iple çektim, dün konuştuk. Öfkemin bu koşullar içinde normal olduğunu söyledi. Bir süredir hayatımın gidişatını etkileyecek kadar sosyal medya ve gündemi takip ediyorum. Biraz bu durum ve kendimi nasıl koruyabileceğim hakkında konuştuk. Empat biriyim ve her acıyı kendi acımmış gibi içselleştiriyor olmaktan, işlerimi istediğim verimlilikte sürdüremediğimi farkediyorum. Hatta işi geçtim, uyuyamıyorum ve ilaçlarımı bile kullanamıyorum. Kendimi gündemden koruyamıyorum. İş odak sürem inanılmaz düşmüş durumda. Filistin’i ya da ülkemde yaşanan tüm bu felaketleri gördükçe, kendi sorunlarımı da “şımarıklık” olarak nitelendiriyorum. İçinden çıkamadığım bi ikilemin ortasındayım. Sanırım konunun “yapılacak olanları yapmak” kısmına daha çok odaklanmalıyım. Disiplin hakkında konuştuk, ben onu sağlayamıyorum ve ödevim de bu, bir sonraki seansa kadar. Disiplini nasıl sağlayabilirimin yollarını araştıracağım. Ve önce kendim iyi olmalıyım, iyi gelmek için.

Eylemlerimizi gerçekleştirirken, “şu an yaptığım şey bana ne kazandıracak?” sorusunu soruyorum kendime dedi terapistim. Bir problem var, bunu soyut eksenden çıkarıp somut eksene yatırabilmem ve bu problem için neler yapılmalı noktasına dönüştürebilmem gerekiyor. Soyut eksende çok takılıyorum. Öfke halinde bu kontrolü sağlamak çok zor tabi. Üstünden birkaç gün geçtikten sonra olayları analiz edebilmek daha kolay oluyor. Aslında, bi noktada kendimi anlıyorum. Bence hala, insanların gündemi takip etmeyip kendi sağlığını önemsiyor olması bencilce bir durum. Kamuoyu oluşturmak işe yarıyor çünkü, biliyorlar. “Bana ne, sorumlusu ben değilim” diyip geçemezsiniz. Filistin için yaptığımız boykottan bahsettiğimde, çok kez “e ****bucks israil’e ait değil ki?” şeklinde dönüşler almışımdır. Boykotun sebeplerini araştırabilirsiniz, her marka için farklı gerekçeleri olabiliyor ama sonuç olarak onu içmemek bana HİÇBİR ŞEY KAYBETTİRMEZ. Yapabileceğim bir şey varsa, yapmak zorundayım gibi hissediyorum ben. Bunu herkesin hissetmiyor oluşuna da inanamıyorum. Bu noktada terapistin söylediği şu cümleyi hatırlıyorum: “Dünyanın karanlık yüzüyle de tanışıyoruz.” haklı. Beni en çok öfkelendiren, yıllarca zaman geçirdiğim insanların böyle bir tutumda oluyor olması. Biz artık aynı çerçevede değiliz demek ki, çünkü benim için insanların acılarına duyarlı olmak, çevremde olmasını istediğim insanlarda beklediğim bir özellik. Kayıtsızlığı kabullenemiyorum işte. Bile bile her yemeğin yanında c*ca c*la içilmesini kabullenemiyorum. Filistin için duyarlı olmayan insanlar zaten görüyorum ki kendi ülkesi için de hiçbir şey yapmıyor. Kendin için yaşadığın hayat seni koruyamaz canım benim. Bunu, umarım anlamak zorunda kalmazsınız. Hiçbir zaman anlamadıysanız, depremde anlamalıydınız. Topun ucu, bir gün herkese döner.

Hafta sonu öfkemi bastırabilmek için oradan oraya dolaştım, sura bile gittim. Biraz olsun dünyaya dönebileyim diye, Boğaziçi Üniversitesi’nde bir konsere gittim akşam. Bir alternatif rock müzik grubu çaldı, ismi ne biliyor musunuz: Kayıtsız. Çok beğendim bu arada ve kesinlikle kayıtsız değillerdi yaşanan olaylara. O günden beri onların son EP’sini dinliyorum, çok çok iyiler. Aşağıya da bırakayım. Empati kurmaktan kendi hayatının yolunu şaşırmış olan sevgili okurlar, önce iyi olacağız unutmayın. Ben de retweet vb destek olabileceğim kadar gündemi takip etmeyi öğreneceğim sadece. Dün akşam, mesai sonrası 7’de yemek yiyip uyudum. Sonra 10-11 gibi (22-23 yani) uyanıp sabaha kadar oturdum haber okudum. Bu kadarına gerek yok dostlar. Ölmeyin, yaşamalıyız inadına.

Saklanırsak, güneş de korkar karanlıktan
Kaplasa bile gecemizi, hangi yıldızı gizleyebilir ki?
Uyuyamam, çözmem gereken bir düğüm var
Kaçamam, kaçamam. Zamanın böyle bir huyu var
Bir sorunumuz var

🍀🍀🍀