Padawan Olma Yolunda

Jedi olmanın çok uzağındayım. Hatta Padawan bile değilim bu aralar. Öğrenme ve gelişme, sonsuz bi döngü; hazırsan. Kendini sunmakla alakalı, bu hedefe. Sürekli bir alışveriş halindeyiz. İnsanların birbirine sürekli enerjilerini aktardığı bir sirkülasyon var. Ne aldığına ne verdiğine çok dikkat etmelisin. Özellikle ne aldığına. Gelişimi duraksamaya başlamış bir birey olmaktan çok korkuyorum. Vazgeçenler de diyorum ben onlara. “Ne için uğraşıyorum?” mentalitesine girdiğin noktada, tüketim kanalını kapatıyorsun. Algı diye bir şey kalmıyor ver-gi olur bu ancak. Bu mindset’e geçmiş insanları nasıl anlıyorum biliyor musunuz? Birkaç belirtisi var:

Bildiğini sanma sanrısı
Ön yargı
Keskin bir iletişim dili

“Kadınlar parası olan erkekleri sever.” gibi cümleler. Çok başka alanlarda, çok başka konularda da bu hikayeyi hissedebilirsiniz. Onlarla asla tartışamaz ve uzlaşamazsınız. Herkes aynı fikirde değildir, bazen bazı tartışmaların sonucu olmayabilir, her zaman uzlaşılmayabilir ama tartışabilme yeteneği çok kıymetlidir. Karşıtlık içinden bile birçok çıkarım edinebilmiş kişi, zaten tartışmayı kazanmıştır.

Korkuyorum. Tembellikten ve vazgeçmekten korkuyorum. Durmaktan çok korkuyorum.

Vazgeçiş halini anlayabiliyorum, çoğunluğu duranlar yönetiyor. Zaten herkes farkındalığı yüksek ve open mind doğmuyor. Ben sadece öyle doğup, bir noktada öğrenmekten vazgeçenlere kızıyorum. Eylemleri aynılaşıyor, her gün aynı mekanlara gitmekten keyif alıyorlar.

Gelişmeye devam edenler de, vazgeçenler de yapmadıkları şeylerden pişman olur ama bir farkla. Gelişmeye devam edenler, yapmadığı her şeyde kendini suçlar. Vazgeçenler ise yapmadığı her şeyden başkalarını sorumlu tutar. “Vaktimi çaldı” cümlesini onlardan çok sık duyabilirsiniz. Aslında, vaktin senindi. Hala senin ve elindeki vakti de birilerine öfke duyarak harcıyorsun.

Bana göre.

Beni çok da ilgilendirmiyor. Analizlerim kendimi törpülemek içindir her zaman. Ben vazgeçen olmak istemiyorum.

Gelişmeye çalışmak toplumun büyük bir kısmı için hiçbir şey ifade etmiyor. Daha doğrusu, toplumdaki bireyler için ifade etmese de, ‘toplum’ olgusu için çok şey ifade edebilir.

Hiçbir şey yapmamak ile bir şeyler yapmak arasındaki mücadele bu. Eylemsizlik ve hareket arasındaki çelişki. Newton der ki, “Bir cisim üzerine dengelenmemiş bir dış kuvvet etki etmedikçe, cisim hareket durumunu (durağanlık veya sabit hızlı hareket) korur.”

İnsan bir cisim midir? Madde midir? Bilmiyorum ama eğer insanı bir cisim olarak ifade edeceksek, ya Newton’a ya da insanı cisim olarak nitelendiren şahısa katılmadığımı belirtmek isterim. Buna benzer olarak “eşyanın tabiatı” ifadesini de hiç sevmem.

İnsan, bir dış kuvvet tarafından etki altında kalmasa da hareket edebilir. Yani hareket etmemiz için birinin bize “kalk, yap!” demesi gerekmiyor. Ya da ittirmesi gerekmiyor. Yaradanın izin verdiği ölçüde iradeye ve hareket kabiliyetine sahibiz. Akıl gibi bir nimet sunulmuş bizlere. Sağlık da aynı şekilde, çooook büyük bir nimet. Bu nimetlere sahip olup, bunun farkında olmamak; farkında olsa dahi bu nimetleri kullanmamak çok yazık bir durum olurdu. Ziyan olmuş gibi.

İnsan zaten dengede de değil, cisim kavramında bahsedildiği gibi. İlahi bir denge içinde olabiliriz ama bu dünyadaki şahsi varlığımızın çok da dengede olduğunu düşünmüyorum. Dengenin mevcut olduğu bir tabiatta bu kadar çok suç işlenmezdi diye düşünüyorum. Akıl her insana bahşedilen bir nimet çünkü ama dediğim gibi bazılarında ziyan oluyor sanırım.

Ne anlatıyorum ben ya.

Şükürler olsun, neyse. Aklımın farkındayım, varlığını daha çok hatırlamalıyım. Varlığına daha çok şükretmeliyim. Sağlığıma daha çok şükretmeliyim. Daha çok hareket etmeliyim.

Durma varlığım.