Sitemime ağustos ayının 31 gün olmasının büyük bir haksızlık olduğu gerçeğiyle başlayabilirim. ZATEN temmuz ayı da 31 gün, ağustosun biraz dinlendirmesi gerekirdi. Daha çok yormayı seçti ve bitmek bilmiyor.
Her ağustosta bir eve dönme isteği ile yanıp tutuşurum, zaten evdeyken bile. Aslında hayattan beklentim fiziksel olarak bulunduğum lokasyonun “ev” olması değil, ev gibi hissettiren rutinleri sürdürebildiğim hayatıma geri dönmüş olmak daha çok. Eylül heyecanına hasret duyarım. Yeni bir ajanda alıp her bir sayfasını özenle yeni hayata hazırlamak çok iyi gelir. Henüz alamadım.
Mandalinaların çıkmasına da izin vermez ağustos. Bu yüzden de biraz suçlu. Ama en çok hissettirdiği yorgunluk yüzünden kırgınım ona. Hiçbir işimi yetiştiremediğim, yanlış anladığım, yanlış anlaşıldığım, kaçtığım, iletişime kapandığım bir aydı.
Hayatımın ilk terapi seansını aldım bu ağustosta. Çok kötü birkaç gün geçirdim. İşle ilgili krizler yaşadım, aniden bilet alıp üniversite okuduğum şehre geldim. 10 yıllık arkadaşımla küstüm, arkadaş grubumuzdan çıktı. Birkaç alışveriş yaptım. Bütün ay yaptırmak istediğim çalışma masasını yaptıramadım. Çok fazla konsere gittim: Güneş, Uzi, Birkan Nasuhoğlu, Mor ve Ötesi, Dolu Kadehi Ters Tut, Canozan, Selin, Yıldız Tilbe, Sertap Erener, Bulutsuzluk Özlemi, hatta İsmail YK. Farklı hisler arasında yuvarlandım, birilerinin ilgisini gördüm ama mutlu etmedi. Mutlu olmak da istemedim. Her şeyi erteledim çünkü ağustos ertelenmeyi haketti.
Ağustos depresyonuna bir isim vererek sürekli hale getiren ben miyim? Bilmiyorum ama bence… ağustos depresyonu gerçek.
Çok güzel bir nişana katıldım, sevdiğim insanları gördüm ve ortam çok iyi geldi. Kuzenimle geçmişi, yaşananları sorguladığımız bir sohbetimiz oldu, sabahladık birlikte. Bir gecede birkaç defa ağladık. Her gün biraz daha kaybettiğimiz gençliğimize üzülüp, çocuk ruhumuzun yitip gidişinden bahsettik. Bunun bizi ne kadar korkuttuğunu, korktuğumuz şeyle her gün daha çok yüzleştiğimizi konuştuk. Halbuki kuzenim sadece 21’di.
21 yaş… Küçükken hayatımda hep belli yaşlarımı beklerdim. 21 yaşımda “büyüyeceğimi” düşünürdüm. Benim için artık çocuk olmadığın yaştı 21. Bir de 27’yi beklerdim. Çünkü tüm hayallerim 27’de gerçek olmuş olurdu, hayalimde. Şimdi 26’yım. Gerçekleştiremediğim hayallerimi, Bucket List’imden görebilirsiniz. Sorun şu ki… Artık onlar benim hayalim mi bilmiyorum. 20-21 yaşındaki ben’in hayalleriydi ve ona çok şey borçluyum. Şimdi daha çok, basitliğin hayalini kuruyorum sanırım. Sadeliğin. Rutinin. Sağlığın.
Bir tütsü yaktık… 21 yaşımda sürekli tütsü yakardım. Koku beni öyle bir geçmişe götürdü ki, 21 yaşımdaki kendimle konuşur gibi hissettim. Tüm büyüme sancılarını gözlerinde gördüm. Küçücük yaşında, sırtına aldığı yükleri gördüm. 26 yaşım, ona “sırtındaki yüklerden kurtul” dedi. Sadece yapmak istediklerini yap, çünkü bir daha yapma fırsatı bulamayabilirsin. Yaptığın hatalardan pişman olmayacaksın, hepsi seni sen yapacak. Hatta büyüdükçe daha çok gurur duyacaksın, cesaretinle. Hem gurur duyacaksın, hem hayret edeceksin. Hiçbir şey şu an hissettiğin kadar yoğun hissettirmeyecek büyüdüğünde. “Hala büyümedim mi?” diyorsun ama inan ki, küçücüksün. Korkuların artacak, anksiyete sahibi olacaksın, şimdi cesaret edebildiğin şeyleri artık yapamıyor olacaksın gün geçtikçe. Denediğinde heyecanlanacağın çok az şey kalacak. Dostlarınla küssen bile, 21 yaşındaki kadar acıtmayacak. Hatta bazen, yollarınızı ayırmayı sen tercih edeceksin, hiç ayrılmak istemediğin dostlarınla. Acın bile güzelmiş 21 yaşım. Sana çok ağır geliyor biliyorum ama kendinle yeniden tanışacaksın. Kırıldığın her şey seni daha az kırılır hale getirecek. Bu iyi gibi gözükse de, -ileride tekrar bu kadar kırılmak isteyecek kadar- gerçek duygularını özleyeceksin. Tabi kırılmayalım yine de. Sadece, korkusuzca, yaşamak istediğin her şeyi yaşamanı istiyorum. Ve hissettiğin her duyguyu teşbihlerle anlatmanı, bir yerlere yazmanı. Çünkü hepsi, bir daha yaşayamayacağın kadar gerçek.
Ah Ağustos. Beni, benimle bile konuşturdun. Hem de birçok kez. İkisini yazdım zaten.
Belki de bu bir ağustos depresyonu değil, büyüme sancısıdır.
Leave a comment