22 Ağustos 2024, 00:37
Uzun zaman oldu kendimle kalmayalı. Dün (20 ağustos aslında), hayatımda ilk defa 45 dakikalık bir terapi seansına girdim. Terapi, mevcut şartlarda çok bütçe ayırabileceğim bir konu değil ama işyerimin sağladığı bir yan hakkı kullandım. Daha çok tanışarak geçti ama… Ağladım.
Son zamanlarda kendime hiç vakit ayıramadığımı farkettim. Son zamanlar, yani son 2 sene. Aslında çok da son zamanlar değil, evet. İdeal bir günümü, hayalimi anlattım. Yalnız kalmaya ne kadar çok ihtiyaç duyuyormuşum. Ne kadar özlemişim. Hep bundan bahsettim. Yalnız bir seyahat önerisinde bulundu terapist, bir de kan değerlerimi düzeltmem için ilaç takviyesi.
Bir şeyler eksik. Ama daha önce sahip olduğum bir şeylerin yokluğunu hissediyor gibiyim. Farkında değildim, beni ne değiştirdi?
Birkaç hafta önce bir rozet boyama workshop’una katıldım. Tamamen kafa dağıtmak için, çünkü son birkaç günüm çok kötü geçmişti. Büyük bir patlama yaşayıp sevdiğim insanları kırmıştım ama ben daha da kırgındım. Paramparçaydım. Enkaz gibi hissediyordum ama sebebi yoktu. Olayı da ben çıkarmıştım, sonucunu da ben gördüm. Neyse. Belki iyi gelir dedim, gittim. Orada hayalimizi sordu sanatçı. Kendimizi, klasik sıfatlarımızdan arınarak anlatmamızı istedi. Bir cümle kurdum sadece, çok içten ve plansız bir cümleydi. Ben bile şaşırdım bu cümleye. Neden ve ne zaman bu şekilde düşünmeye başladığımı bilmiyorum.
“Küçük şeylerle mutlu olabildiğim bir hayatın hayalini kuruyorum.”
Önümde boyalar vardı; “şu renklerin güzelliği beni mutlu edebilsin isterdim” dedim.
-“En zoru da bu” dedi sanatçı.
O günden beri bunu düşünüyorum. Hayallerini saymakla bitiremeyen bana ne oldu? Ne zaman, bu hayallerimi yitirdim bilmiyorum. Aslında bir kenarda duruyorlar, çoğunu gerçekleştiremedim zaten ama artık bana aitler mi bilmiyorum. Hala o kadar istiyor muyum bilmiyorum.
Şarkıda bahsedilen kişi kendimmişim. Her milimimi tanıyan birine, bakar oldum artık bir yabancı gibi. Büyüdüm mü bilmiyorum ama bir şeyler değişti. Sanki hisler, biraz öldü. Ağlamayı çok severdim, ağlayamaz oldum. Ağlayamadıkça belirli aralıklarla patlamalar yaşar oldum. Korkar oldum, kendimden.
Biri var mı sesimi duyan? Beni anlayan? Çok merak ediyorum bunu. Hissediyor mu bir başkası da benim gibi? Renklerin solduğunu, görüyor mu? Yine de umudu var mı?

Küçüğüm… Unuttum seni. Konuşabilseydik keşke seninle, şimdi. Neler istiyordun acaba? Unuttum, özür dilerim. Niye yazmadın neler istediğini? Niye bana bir mektup bırakmadın? Seni çok özledim.
Görülmek istiyordun sanki… Öyle hatırlıyorum. Dışarıda kalan olmayı hiç sevmedin. 2 kuzenin birbiriyle daha yakınsa, çok üzülürdün. Öfkeyle hareket ederdin. Tek istediğin görülmekti. Kardeşinin olmasını hiç istemedin çünkü annenle baban seni daha az görecekti. Zaten az görebiliyorlardı, kendi dertleri vardı. Çoğunlukla görmüyor, sadece bakıyorlardı. Hiç barışamadın bu durumla, biliyorum. Seni anlıyorum.
Kendinle de hiç barışamadın. Aynalarla barışık değildin. Tatlı olduğunu söyleseler de hep kusurlarını görürdün, hatırlıyorum. Annen sana sürekli “dik dur” derdi. Dik durmak ne demek bilmiyordun ki. Sadece durmak istiyordun, durabildiğin gibi. Her dik dur denildiğinde başını yukarı kaldırırdın, anlamazdın. Yırtık çorabını göstermemek için saatlerce bu fotoğraftaki gibi durduğun bir günü hatırlıyorum. Bir düğünde, herkese göre basit giyindiğini düşündüğün için ağlamıştın. Yeterince görünür değildin, hep görünmek istedin, belki bu yüzden hep ağladın. Daha çok kızdın. Ya ağlayınca, ya öfkeliyken seni görürlerdi. Seni anlıyorum.
26 yaşındaki halini beğenir miydin? Bunu hayal ediyor muydun? Umarım hayallerinden çok farklı bir hayatım yoktur ama senin için bir şey yapabileceksem, bu bizi iyileştirmek olurdu. Sana sarılmak, seni görmek olurdu. Gözlerine bakmak olurdu. Seni anladığımı, sana hissettirmek olurdu. Çünkü büyüdüğünde de bunu sana hissettiremedim. Kimse bizi görmedi. Özür dilerim. Ait olduğum yeri bulamadım henüz. Taş duvarlar ördüm, hiç kırılmamak için. Kimsenin geçmesine izin vermedim. Bu duvarlar artık benim hapishanem oldu. Kırabilen olmadı.
Bulur muyuz sence, bir gün? Olduğumuz gibi kabul edildiğimizi hisseder miyiz?
Ben artık sen değilim küçük. Büyürken seni kaybettim sanırım. Yine de hala seni çok seviyorum. Seni yaşatmaya çalışacağım sonsuza kadar. Söz veriyorum.
Senin için gidip ılık süt içeceğim şimdi. Çok seviyorsun, biliyorum. Her içişinde Heidi olduğunu hayal ederdin.